Genç Yetenek Ne İster?
GENÇ YETENEK NE İSTER?
Özerklik ister, gelişmek ister, amaç ister.
Fark edilmeyi, değer görmeyi, takdir edilmeyi ister.
Hedefi zorlayıcı, yolu belirli, görevi net ister.
İddialı olmayı, problem çözmeyi, yeniliği ister.
İşinde akış, görevinde yetkinlik, kariyer tünelinde ışık ister.
Heyecan ister, fırsat ister, sosyallik ister.
Kendini kanıtlamayı, yol gösterilmeyi, ilham almayı ister.
Yaptığına inanmak, inandığını savunmak, savunduğuna saygı görmek ister.
Bunları istemiyorsa ya genç değildir, ya yetenek değildir, ya da ikisi de değildir.
PEKİ NE İSTEMEZ?
Rutini, belirsizliği, hedefsizliği, samimiyetsizliği, göz ardı edilmeyi, gelişim eksikliğini istemez.
Bunları istiyorsa ya genç değildir, ya yetenek değildir, ya da ikisi de değildir.
PEKİ NEYE İHTİYACI VAR?
Duygusal dayanıklılığa, anlam arayışına, mesleki kararlılığa, mücadele gücüne, değer odağına, kariyer sabrına, birlikte başarma inancına ihtiyacı var.
Bunlara ihtiyacı yoksa ya genç değildir, ya yetenek değildir, ya ikisi de değildir; ya da yetenek dönemi bitmiş bilgelik dönemi başlamıştır.
Bundan yaklaşık 2300-2400 yıl önce yaşayan ünlü düşünür Aristo “Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar” diyerek gençlerle ilgili tespitlerini ifade etmiş. Durumda bir değişiklik yok, aslında yetişkinlerin düşüncelerinde de bir değişiklik yok. Yüzyıllardır döngü devam ediyor. Gençken şikayet edilenler bir süre sonra yetişkin olduklarında şikayet edenlere dönüşüyorlar.
Üniversite mezuniyeti ile birlikte öğrenimini tamamlayan ve iş hayatına atılmak üzere olan gençler benzer duygular altında birleşir. Üniversitenin sağladığı öğrenci kimliği ile vedalaşıp iş hayatının gerekleri ve gerçekleri ile tanışma ve yüzleşme vakti gelmiştir. Maalesef üniversite eğitiminin iş hayatı ile oryantasyonu henüz çok güçlü olmadığından mezuniyete doğru öğrencilerin rahatlıkları kaygıya dönüşmeye başlar. Hayaller kadar korkular, hedefler kadar endişeler, iddialar kadar belirsizlikler de barındırır mezuniyet sonrasındaki bu süreç. Nesiller arasındaki farklılıklar, üniversite eğitimi ve iş hayatı arasındaki uyumsuzluklar, öğrenci kimliğinden çalışan kimliğine geçiş, potansiyelin performansa dönüşümü gibi faktörler gençler için birçok bilinmezi de beraberinde getirir. Ancak, bütün bu duygulara rağmen gençler üniversiteden gelen yarışçı kimliklerinin ve yüksek beklentilerinin karşılığını çalışacakları şirketten talep etme konusunda tereddüt yaşamazlar. Kendilerini ifade edebilecekleri ve fark edilecekleri uygun bir çalışma ortamının arayışına girerler.
Şirketler de genç yetenekleri arayıp bulma, cezbetme ve istihdam etme konusunda işveren markası çalışmalarını kendi şirketlerine uyarlamaktadır. Şirketler genel olarak genç yetenekleri potansiyelleri için istihdam eder ve bu potansiyelleri en etkin şekilde performansa dönüştürecek sistemleri, imkanları ve ortamları sağlamaya çalışır. Gençleri de işe aldıran mevcut potansiyelleridir, ancak kalıcılıklarını sağlayan ise şirkete uyumları ve potansiyellerinin etkin performansa dönüşümüdür. Genç yeteneklerin şirkete uyumlarını sağlamak, farklılıklarını ortaya çıkarmak, mesleki gelişimlerini yönetmek, kariyer yollarını tanımlamak, aidiyet oluşturmak, yaşam becerileri kazandırmak ve kendilerini ifade edebilecekleri araçlar sağlamak şirketlere önemli sorumluluklar yükler. Su bulunduğu kabın şeklini alır misali gençler de çalıştığı şirketin ortamına çok kolay uyum sağlar. Onlar için sağladığımız ortam kalitesi onların da iş ve davranış kalitesini şekillendiren en önemli unsurdur. Şirkette geçirdikleri ilk gün ya da hafta sonunda gençlere şirketteki geleceklerini hayal ettiremiyorsak nerede hata yaptığımızı arayıp bulmamız ve düzeltmemiz gerekir. Gençleri kaybetmenin kazanmak kadar zor olmadığını unutmayalım.
Aslında insanoğlu doğuştan üç temel özellik ile dünyaya gelir: merak, cesaret ve yaratıcılık. Amacımız gençlerimizdeki merak duygusunu araştırmaya, cesareti girişimciliğe ve yaratıcılığı yenilikçiliğe dönüştürmek olmalıdır. Yetenek ancak böyle bir süreçte ortaya çıkar. Gençlerin ihtiyacı olan empati ve sempatidir. Onların farklı ve yenilikçi fikirlerini kurumun deneyimi ile aynı potada eritmek ve bu süreci iş hayatına yansıtmak çok önemlidir. Genç yeteneklerden maksimum faydalanabilmek için bu süreç karşılıklı uyum süreci olarak görülmelidir. Gençlere temel olarak iş, eğitim ve sosyallik kavramları yetkinlikler ile birlikte harmanlanmış şekilde sunulmalıdır. İlk günden itibaren kendilerine hiçbir zaman kurumun stratejik hedeflerinden habersiz, sahipsiz, ilgisiz, beklentisiz, değersiz hissettirilmemelidir. Takımın beklentileri yüksek genç bir oyuncusu gibi uyumu ve gelişimi planlanmalıdır. Zamanı geldiğinde ise kendilerini ifade edebilecekleri yetki ve sorumluluklar verilmelidir. Onlardan ne istiyorsak söylememeli göstermeliyiz, biz yaşamalı ve onlara yaşatmalıyız, daha da önemlisi hissettirmeliyiz.
Son olarak, şirketler ya da yöneticiler gençlere geçmiş yaşantılarıyla, yapmış oldukları fedakarlıklarla, yaşadıkları zorluklarla, elde ettikleri başarılarla ilham veremez. Geleceği hayal ettirerek, yetki vererek, geribildirim vererek ve gelişimini destekleyerek ilham verebiliriz. Kısacası kendimizi gençlere ispat etmeye çalışmamalıyız, onların kendilerini ispat etmesi için fırsat vermeye çalışmalıyız. Genç yetenek yaptığı işten keyif almaz, güçlü yönlerini kullanamaz ve kariyer tünelinin sonunda ışığı göremez ise yetenek gençliğini, şirket de yeteneğini kaybeder. İşe ve iş ortamına alışık olduğumuz kendi penceremizden bakmayı bırakıp onların penceresinden bakmaya artık alışmamız gerekiyor. Artık bakmak da yetmiyor, görmemiz gerekiyor. Genç yeteneği seçmenin anlık ancak keşfetmenin bir ömür boyu süreceğini unutmadan!
PEKİ BİZ NE YAPACAĞIZ?
“Zamane gençliği” ya da “yeni nesil” ya da “y ve z kuşağı” diyerek şikayet etmeden zamanın ruhunu yakalayıp uyum sağlamaya çalışacağız.
Her bir yeteneği anlamaya ve anlamlandırmaya çalışacağız. Dinleyeceğiz, güven vereceğiz, heyecanını ve umudunu kaybettirmeyeceğiz, işe onlara öğreterek değil onları öğrenerek başlayacağız.
Sağduyumuzla gençlerimize örnek olmaya, enerjileriyle onları örnek almaya hazır olacağız. Biz onları geliştirmeye çalışırken, onların da bizi değiştirmesine izin vereceğiz. Son olarak, bunun bir mücadele değil, birbirimizi tamamlama süreci olduğunu kabul edeceğiz.
Bunları yapamıyorsak ya biz, biz değiliz; ya biz, bizden değiliz; ya da biz, bizden geçmişiz demektir.