Başlamak için bütün şartların oluşmasını beklemeyelim. Hayatımızda hangi kararı alırken bütün şartlar oluşmuştu ki! Belki de biz başlayınca şartlar oluşacaktır.
Her şeyin tam olmasını da beklemeyelim. Hayatımızda hep bir şeyler eksik olacak ve bizler de tamamlamaya çalışacağız. Zaten bir şeye başlamak başka bir şeyi tamamlamak için değil midir?
Hayat bazen hayallerin bazen de zorunlulukların getirdiği, bazen umut bazen ise kaygı dolu başlangıçlarla dolu bir süreç. Başlangıçta hiçbir zaman tam olarak hazır olamadığımız ve sonucunu da her zaman öngöremediğimiz bir yolculuktan farklı bir süreç değil aslında. Bu süreçte, kimi zaman net kimi zaman ise tereddütlü olduğumuz ve başlama iradesi göstermenin daha da karmaşık olduğu sayısız karar alma ve uygulama durumu ile karşı karşıya kalıyoruz. Sadece karar alıp başladığımız durumlar değil zamanında başlayamadığımız, karar alamadığımız, irade gösteremediğimiz ve ertelediğimiz durumlar ve olaylar da bizim hayat yolculuğumuzun kalitesini çok yakından etkiler. Maalesef zamanında yapmayıp ya da yapamayıp ertelediğimiz çoğu şey mutlu sonu geciktirir, sorunu büyütür, umudu azaltır, etkiyi daraltır, güven kaybettirir ve fırsatları kaçırtır. Tabi ki erteleme bir sonuçtur, sebebi ya sebepleri ise kişiye özgü daha derin incelenmesi gereken bir durumdur. Bir kişinin yaptıklarından ziyade ertelediklerini yorumlayarak da bir fikir elde etmek mümkündür aslında ve kişilik özellikleri ve yetkinlikleri ile ilgili önemli ipuçları sunar bize.
Erteleme davranışını bireyin tamamlaması gereken görevleri, yapma kapasitesine sahip olduğu ya da yapmaya daha önce karar verdiği bir işi ya da sorumluluğu son ana bırakması ya da geciktirmesi olarak tanımlayabiliriz. Özel hayatımızda da, sosyal hayatımızda da, iş hayatımızda da, akademik hayatımızda da durum değişmez, son ana bıraktığımız ya da geciktirdiğimiz ve genelde mantıklı bir açıklaması olmayan sayısız olayla karşı karşıya kalırız. Ertelediğimiz her bir davranışın etkisi sadece bizi değil, bizimle birlikte olan, umudu bize bağlı olan ya da hayali bizim olduğumuz diğer kişileri de yakından etkiliyor. Bazen küçük bir davranış değişikliği nasıl bütünü etkilerse, bazen küçük bir gecikme ya da erteleme bütünden vaz geçmek zorunda kalmamıza bile neden olabilir. Özgüven eksikliği, zaaflar, kaybetme korkusu, yüzleşme kaygısı, çatışma çekincesi ve kabul görme beklentisi gibi sayısız gerekçe erteleme davranışının ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle, mücadelemiz sadece erteleme davranışı ile değil arkasında yatan sayısız gerekçe ile olur ve bu aşama aslında kendini yeniden inşa etmenin de başlangıcıdır.
İş hayatında da sayısız erteleme örneklerine tanık oluyoruz. Zamanında yapılmayan küçük bir davranış, verilmeyen küçük bir geri bildirim, ihmal edilen küçük bir sorumluluk, kullanılmayan küçük bir yetki, önemsenmeyen küçük bir ihmal, kurulmayan küçük bir iletişim sonrasında maalesef birçok insanın saatlerce çalışarak ve tartışarak sayısız büyük problemleri çözmeye çalışmasına neden oluyor. ZAMANINDA ifadesi erteleme kapısını da kilidini de açan anahtardır. Erteleyerek kazandığımızı düşündüğümüz küçük zamanlar maalesef büyük bedellere neden oluyor. Zamanın sorunları çözeceğine olan inancımız bizi yanıltıyor. Zaman çoğu zaman sorunları büyütüyor maalesef. Çünkü sorun zamanda değildir, sorunu taşıyan zaman da değildir, sorun davranışın zamanında yapılmamasındadır.
Gençlerimiz de erteleme davranışı konusunda benzer sorunlar yaşıyor. Gençlerimizin özellikle sorumluluklarının olduğu ev ödevlerinin, teslim edilecek projelerin, ders çalışmanın, sınava hazırlanmanın geciktirilmesi ve son dakikada yapılması olarak tanımlanan akademik erteleme eğilimi davranışı da, akademik yaşam sürecinde oldukça yaygın olarak görülebilmektedir. Akademik erteleme davranışı akademik başarıyı, performansı, motivasyonu, ruhsal sağlığını, öz güveni ve kimlik oluşumunu da maalesef olumsuz olarak etkiler. Erteleme ya da akademik erteleme davranışının arkasında başarısızlık korkusu, benlik saygısı, öz yeterlik, mükemmeliyetçilik, motivasyon eksikliği, dikkat dağınıklığı, sosyal etkenler, düşük çaba, akademik bilgi eksikliği, zor görevden kaçınma, zaman yönetme yetersizliği ve öncelikleri belirleyememe ve benzeri birçok gerekçe yatmaktadır. Erteleme davranışı alışkanlık haline geldiği durumlarda sorun yoksa sorun oluşturur, sorun varsa sorunu büyütür, sorun büyükse çözülmez hale getirir.
Ertelediğimiz davranışa yönelik amaç ve anlam farkındalığımızı yüksek tutmak, başlamamıza engel olan ya da ertelememize sebep olan gerekçelerle yüzleşmek, ertelemeye sebep olan en önemli durumu tespit etmek, bu durumu ortadan kaldıracak ya da mücadele edeceğimiz yöntemleri belirlemek ve bir plan dahilinde hayata geçirmek ilk yapılacak şeyler arasında olmalıdır. Zamanında yapmadığımız çoğu şeyin sonucunun kötü ve bedelinin ise ağır olduğunu unutmadan, ertelemenin ise basitçe bir kaçınma davranışı olduğunu kabul ederek işe başlamamız gerekiyor. “Yarın başlayacağım”, “Pazartesi başlayacağım”, “Haftaya başlayacağım”, “……….. olduğunda/geldiğinde/bittiğinde başlayacağım” gibi mazeretlerden uzak durmalıyız. Bütün koşulların uygun olmasını ya da duruma özel koşulların oluşmasını beklemeden karar verdiğimiz an başlamalı ve sonuçtan çok sürece odaklanmalıyız.
Bu nedenle, yeni başlangıçları ve meydan okumaları daha fazla ertelemeyelim! Çevremizde bizim başlamamızdan güç alacaklar ya da umudu biz olanlar da olabilir; başlayınca belki de başkalarının da başlamasına vesile olacağız. Eğer yapamazsak ertelediğimiz şey başlangıçlar değil, belki de hayal ve umut ettiğimiz sonlar olacak.
Unutmayalım; son nefesimizde sadece yaptıklarımızın değil yapamadıklarımızın da toplamı olacağız.
İşte bu nedenle daha fazla ertelemeyelim. Neyi mi? Herkesin cevabı kendinde saklı!