Değişim

Değişim iğne olmak gibidir. Acılı ama bir o kadar da faydalı. Herkes önemini bilir ama cesaret edemez. Ne kadar çabuk olursak o kadar çabuk iyileşiriz. Hasta olduktan sonra değil, olmadan önce uygulandığında çok daha etkilidir. Kişiler için de kurumlar için de durum aynı!

Bizden önce dünya hiç bu kadar hızlı dönmemişti, eminim bundan sonra da hiç bu kadar yavaş olmayacak. Öyle bir dönemdeyiz ki, artık büyük balık küçük balığı yutmuyor, hızlı balık yavaş balığı yutuyor. İnsanoğlu kendi aklının, ihtiyaçlarının ve beklentilerinin hızlandırdığı değişime ayak uydurmakta zorlanıyor ve durmadan şikayet ediyor. Günah keçisi de belli; ya teknolojinin ya da zamanın hızlı değişimi! Aslında fotoğraf çok net! Öğrendiklerimizin değeri ertesi gün azalmaya başlıyorsa, aldığımız kararlar uygulanmadan eskiyorsa, insan ürünü olan teknoloji insanları tutsak alıyorsa, amaçlar ve araçlar karışmaya başladıysa, nesiller arasındaki süre kısalmasına rağmen fark derinleşiyorsa, insanlar ve kurumlar sadece fikirleriyle değil değişim kültürleriyle de yarışıyorsa, sadece bilgiye sahip olmak değil etkin bir şekilde işlemek de gerekiyorsa, kısacası zamanın hızı da bu duruma ayak uydurmakta zorlanıyorsa direnmeye, mazeret üretmeye ve engellemeye gerek yok. Değişmek ve değiştirmek zorundayız. Çünkü davranışları değişmeyenler ve değiştirmeyenler maalesef değiştirilmek zorunda kalırlar.

Peki değişim nedir? Hayat değişimdir, değişim ise öğrenmedir. Değişmemek öğrenmekten yani hayattan vaz geçmektir. Öğrenmenin sonucu davranış değişikliğidir, değişimin de öyle; öğrenmenin olumlusu da olur olumsuzu da, değişimin de öyle; öğrenmenin kazanımı da olur, bedeli de olur, değişimin de öyle; öğrenme ilk nefesten son nefese kadar sürer, değişim de öyle; öğrenmenin sonucunda bilgi, beceri ve duygu değişir, değişimde de öyle! Değişim amaç olamaz, değişim çalışmanın ve öğrenmenin mutlak sonucu olmalıdır. Bizler değişirken öğrendiğimizi zannederiz, ama aslında öğrenirken değişiriz. Değişim, sonunda kazanmak için önceden kaybetmeyi göze almaktır. Değişim, uyuşturucu etkisi olan, heyecanı bitiren ve insanı mekanikleştiren alışkanlıklara meydan okumaktır. Değişim, bizi bugüne kadar taşıyan şeyleri değersiz kılmaz, sorgulamaz ya da inkar etmez; alışkanlıklarımızın bugünden sonrası için bize yetmeyeceğini anlatmaya çalışır.

Teknolojik, stratejik, operasyonel ya da kültürel olsun, değişim şirketler için bir tercih değil asli bir iştir, ancak endişeyle karşılanır, rutini bozar, uyum sorunu çıkartır, çalışanlarda geçmişi ve emeklerini sorgulama ve değersizleşme hissi yaşatır. Karar süreçleri, iş süreçleri ve ilişki süreçleri gibi kurumsal alışkanlıklar değişimin önündeki en büyük tehdittir. Aslında değişim, insanlarla birlikte yönetilen, yürütülen ve hayata geçirilen bir süreçtir. Niyette başlar, stratejide planlanır, operasyonlarda şekillenir, çıktılarda ölçülür ve değerlerde hayat bulur. Cesaret, kararlılık, sabır, tutarlılık, güncellik ve planlı olmayı gerektirir. Ancak, zihinde canlanmayan ve duyguyla beslenmeyen değişim planlamasının davranışa dönüşmesi de kolay değildir.

Başlangıç olarak, değişim ihtiyacı ile ilgili gerekçeleri çalışanlara keşfettirmek ideal olandır. Değişimde tereddüt edersek, acaba dersek, şimdi olmaz dersek, çok yoğunuz dersek, önceliklerimiz farklı dersek, işlerimiz zaten iyi gidiyor dersek, yani kaçarsak ve kaçınırsak er ya da geç gerçeklerle yüzleşiriz. Konfor alanları, ön yargılar ve alışkanlıklar hiçbir zaman peşimizi bırakmayacak. Kendimizi de, birimi de, bölümü de, şirketi de yönetsek sonuç değişmez. Bedel öderiz ve maalesef sorumlu olduklarımıza da aynı bedeli ödetiriz. Değişim tabi ki içinde bedeli de içerir. Doğru bir değişim süreci bedeli peşin ödetir, ama sonrasında aldığının çok fazlasını geri öder. Doğru planlanmayan ve uygulanmayan değişimin bedeli ise sürecin sonunda ortaya çıkar. Telafisi imkansız, bedeli yüksek, kurbanı çok olur. Tabi ki değişimi istememe de bir tercihtir. Ancak bu durumda değişmek istemeyenler hayallerini, hedeflerini, beklentilerini, taleplerini sınırlamayı kabul etmek ve başkaları için yolu açmak zorundadır. Değişmeden ya da değişime direnerek değişimin nimetlerinden faydalanmak haksızlık olmaz mı?

Değişim kimsenin dilinden düşmeyen bir ifade oldu. Aslında bu kadar sık tüketilmesi de çok doğal değil. Tekrar hatırlatalım: hayat değişimdir, değişim ise öğrenmedir dedik. Yani olması gereken doğal bir süreçtir ve bilinçsiz yeterlilik olarak tanımlanan davranışın düşünmeden yapılıyor olma halidir. Değişim, öğretmeni olunan değil öğrencisi olunan bir süreçtir. Değişim, işler kötü giderken aklımıza gelmemeli, aksine işler iyi giderken hiç aklımızdan çıkmamalıdır. Kişi olarak da şirket olarak da değişimin ucundan tutamayız, değişim maskesi takamayız. Değişimin ya direksiyonu ya da tekerleği oluruz. Ya direksiyon bizde olur, yönetir ve yönlendiririz; ya da tekerlek oluruz, yönetilir ve yönlendiriliriz. Bu durum değişimi yönetenler için de, değişimi isteyenler için de aynıdır. Bu konudaki tercihimiz hayata bakışımızı, duruşumuzu ve iddiamızı da yansıtır.

“Değişim neden gerekli?”, “Değişimi nasıl yapacağız?”, “Değişimin bize faydası ne ve bizi nasıl etkileyecek?”, “Ben değişirsem yöneticim de değişecek mi?” sorularının cevapları kendimiz için de, çalışanlarımız için de, şirketimiz için de açık ve şeffaf bir şekilde ifade edilmesi önem taşımaktadır. Değişime başlangıçlar çok, ama bitirişler azdır. Aradaki fark ise plansızlık, inançsızlık ve güvensizlik nedenli terk edişler ve pes edişlerdir. Gerçek değişim insanların yapmaları gerektiğinde değil, yapmayı istediklerinde olur. Bu nedenle, değişimin herkesin kendi yolculuğu olduğuna ikna etmemiz gerekiyor, başkalarının değil.

Çalışanların öncelikle değişim konusunda görüşlerini almayı, sonrasında onları bilgilendirmeyi ve ikna etmeyi, nihayetinde ise değişime dahil ve ortak etmeyi unutmayalım! Değişime ihtiyaç olduğunu hissettirelim, keşfettirelim ve çalışanları değişimin izleyicisi değil taraftarı, mağduru değil sahibi yapmaya çalışalım. Değişimin sebebini gösterelim, sonucunu ise hayal ettirelim! Çünkü, değişim ateş yakmak gibidir, üstten yellemeden önce alttan tutuşturmak gerekir.

Son olarak, değişim denizinde yüzebilmek için konfor plajında güneşlenmekten de artık vaz geçelim. Yeteri kadar bronzlaştık!

Share:

Add comment: