Bilge Kurt ve Genç Kurt

Birinin geçmişi var, diğerinin geleceği;

Birinin deneyimi var, diğerinin hedefi;

Birinin gerçekleri var, diğerinin hayalleri;

Birinin sakinliği var, diğerinin heyecanı;

Birinin olgunluğu var, diğerinin coşkusu;

Birinin sağduyusu var, diğerinin hırsı;

Birinin kontrolü var, diğerinin hızı;

Birinin gücü var, diğerinin enerjisi;

Birinin güveni var, diğerinin cesareti;

Birinin performansı var, diğerinin potansiyeli;

Birinin ödediği bedel var, diğerinin alacağı risk;

Birinin öğrenilmiş dersleri var, diğerinin yapacak ödevleri;

Birinin başardıkları var, diğerinin başaracakları;

Birinin amacı diğerini geliştirmek, diğerinin ise değiştirmek;

Ancak, bu farklı özellikler özümsenip, harmanlanıp birbirlerini tamamladıklarında ortaya harika şeyler çıkıyor!

“Güvenli Hız”, “Enerjik Güç”, “Olgun Hedefler”, “Gerçekçi Hayaller”, “Sağduyulu Cesaret”, “Sakin Hırs”, “Kontrollü Risk”, “Gelişim Odaklı Değişim” ve diğerleri……..

Aslında birinin sahip olduğunu diğerinin gelişim alanı ya da en azından empati alanı olarak kabul ederek yetkinliklerin yeniden tanımlanması çok iyi bir başlangıç olacak.

Sonuç olarak, geçmişin gücü bugünün enerjisiyle birleştiğinde korkan gelecek olsun!

Deneyim, kişiler ve kurumlar için en önemli miraslardan biridir. İçerisinde çabayı, hataları, başarıları, denemeleri, mutlulukları, üzüntüleri, fedakarlıkları, pişmanlıkları ve en önemlisi öğrenilmiş dersleri barındırır. Sadece bizim değil başkalarının yaşadıkları da bizim deneyimimize katkı sağlar. Zaman, uzmanlaşma, yaşantı kalitesi, gelişim gibi kavramlar deneyimi şekillendiren en önemli bileşenlerdir. Bu sürecin sonunda öğrenilmiş dersler ve buna göre hayatta düzenlemeler yoksa bu süreci deneyim diye tanımlamak da doğru olmaz. Deneyimin sonucunda bir öğrenme ve sonrasında bir davranış değişikliği gerekir, eğer gerçekleşmiyorsa bu duruma sadece yaşanmışlık denir. Deneyim sürecinde yaşanmışlık ve süre tabi ki önemlidir, ancak deneyimin ön koşulu, yaşanmışlık ve süre değil öğrenilmiş ve davranış olarak hayata yansıtılmış derslerdir. Öğrenilmiş derslerin kalitesi, derinliği ve bu sürece olan adanmışlık kişinin uzmanlığı olan konuda bilgelik seviyesine ulaşma yolculuğunu da başlatır. Bilgelik ise deneyim, uzmanlık, değerler, kültür gibi mirasın aktarılmasında kurumlar için hayati önem taşımaktadır. Bilgeliğe ulaşmış deneyim ise kurumların gelişimi ve sürdürülebilirliği için gençlerdeki heyecan, enerji, yetenek ve potansiyel ile birleştiğinde ve doğru yöne yönlendirildiğinde çok büyük güçtür.

Bütün topluluk, örgüt ya da organizasyonlarda deneyimli bilgeler ve genç yeteneklerin uyumu başarı ve devamlılık için çok önemlidir. Kurumlar için temel sorun ve eylem alanı deneyimli bilgeden genç yeteneklere bilgi, uzmanlık, deneyim, kültür geçişinin sağlıklı bir şekilde yapılması ve birlikte başarma performansına katkı sağlanmasıdır. Bilgeden beklenen gençlerin karşısına kemikleşmiş sorunları değil, merak uyandırıcı problemleri ve heyecan verici fırsatları çıkarmasıdır. Genç yetenekten beklenen ise deneyimli bilgenin okulunda öğrenci olmayı kabul etmesi, kendisinin ve kurumun geleceğini onun deneyiminden güç alarak şekillendirmesidir. Gençlere nasıl davranmaları gerektiğinden önce nasıl düşünmeleri gerektiğini anlatmak büyük önem taşımaktadır. Çünkü tüm duygular düşüncelerin ürünüdür. Gençler için sadece bulunduğu ortama uyum sağlamak yetmez, bir süre sonra şekil de vermek ister. Gençlerdeki bu istek yüksek bir hazır bulunuşluk gerektirir. Bu sürecin yönetilmesi ve doğru stratejiler ve uygulamalarla ideal iklimin sağlanması kurumun sorumluluğundadır. Bu uyum ve geçiş süreci kurumlar açısından tesadüflere ya da kişilerin inisiyatifine ya da insafına bırakılmayacak kadar değerlidir.

Genç yetenekteki belirsizlikleri ve kaygıyı ortadan kaldırma, farklılıklarını ortaya çıkarma, potansiyelini etkin performansa dönüştürme ve yönlendirme kurumun sistemleştirmesi gereken alanlardan biridir. Genç yeteneğin sektöre, şirkete, iş hayatına, çalıştığı birime, görevine, iş arkadaşlarına ve yöneticilerine uyum sürecinde kurulacak sistem dahilinde deneyimli çalışan merkezi konumdadır. İşe gençlerle konuşarak değil onları dinleyerek başlamak en doğru olandır. Heyecan duyacakları bir ortamda bulunmak, kendi gelişimlerini görecek bir görev almak, birlikte başarma duygusunu hissetmek, hedefleri net olarak görmek, fark ve takdir edilmek, inisiyatif almak, kariyer yolculuğunu netleştirmek genç yetenekler için uyum ve süreklilik konusunda en önemli beklentiler arasındadır. Genç yetenek ile birlikte olan deneyimli çalışanın tavrı, tarzı ve yaklaşımı bu sürecin kalitesini de belirler.  Birbirlerinin farklıklarını ve empati alanlarını kabul ederek birbirlerini tamamlamaları ve bu dönemi geçiş değil gelişim dönemi olarak değerlendirmeleri her iki taraf için de ideal olandır. Genç yetenek için işi tanıma ve uyum sağlama, deneyimli çalışan için ise gençleri tanıma ve uyum sağlama için çok önemli bir gelişim fırsatıdır. Nesiller arasındaki farklılıklar nedeniyle taraflar arasında davranışsal farklılıkların olması çok doğaldır. Bu farklılıklardan doğacak olası çatışmalar konusunda deneyimli çalışana gerekli kişiler arası yetkinlikler kazandırıldığında durumu öngörmek ve doğru yönetmek daha kolaylaşacaktır.

Gençler, deneyimli çalışanların izini takip ederken kendilerinin de arkalarında iz bıraktıklarını ve bu izi takip edecek olanları asla unutmamalıdır. Gençlerin deneyimli çalışanların davranışlarına değil gerekçelerine, söylemlerine değil eylemlerine, yaşadıklarına değil yaşattıklarına, hislerine değil hissettirdiklerine odaklanmaları gelişimleri için çok daha önemlidir. İdeal ya da mükemmel çalışma ortamının onlara sunulacağı yanılgısından kurtulmaları ve bu ortamın oluşmasında kendilerinin de sorumluluklarının olduğunu unutmamalılar. Bulundukları iş ortamının kalitesinin bazen onların davranışlarının sonucu olma ihtimalini de asla akıllarından çıkarmamaları gerekiyor. Daha önceki yazımızda gençlerin ihtiyacı olan empati ve sempatidir demiştik. Deneyimli bilgeler de empati ve sempatiyi hak ediyor.     

Deneyimli çalışanlar ve gençler birer puzzle parçası gibidir. Birbirlerine uyum sağladıklarında ve tamamladıklarında anlamlı bir bütün oluştururlar. Biri eksik ise bütün eksiktir. Birinin yokluğu diğerinin varlığını anlamsızlaştırır. Ve bu birliktelik ihtiyaç olduğunda değil istendiğinde gerçekleşir. İstemek her iki tarafın da hem hakkı hem de sorumluluğudur.