İk'cılar Uçuyor Mu, Uçuruyor Mu?

Her şey insanla başlar ve her şey insanda biter.

Sorun insanla başlar, çözüm insanla gelir.

Projeler, teknolojiler, sistemler insanın karşısında çaresiz kalır.

İnsana yaklaştıkça ve yakınlaştıkça iş daha da zorlaşır.

Sabun gibidir, yumuşak da tutsan sıkı da tutsan elinden kayabilir.

İncitmek kolay, mutlu etmek zor; umut vermek kolay, güvenini kazanmak zor!

İnsanın geçmiş hikayesini bilmeden gelecek masalını yazmak da mümkün değil.

İnsan isterse, insan ikna olursa, insan dahil olursa ve insan hissederse her şey mümkün olur.

Evrenin en muazzam, en karmaşık, en gizemli varlığı ile karşı karşıyayız!

Ve insanın etkilediği ve etkilendiği zamanın şartları da gittikçe zorlaşıyor.

Bilimin hala net olarak çözemediği insanı İK’cıların çözebilmesi kolay değil.

Çünkü onlar da İNSAN!

 

İnsan kaynakları birimlerinin günümüzde çok stratejik sorumluluk ve faaliyet alanları var. Ancak, bu birimlere çoğu zaman tam yetki verilmez ama her zaman tam sonuç beklenir, sorumlu tutulur ve hesap ödetilir. Performans yönetiminden gelişim programlarına, yetenek yönetiminden kariyer yönetimine, iş analizi ve değerlemesinden ücret yönetimine, işe alımdan sonlandırmaya, özlük işlerinden iletişime kadar çok geniş bir yelpazede çözüm üretmek, uyum sağlamak ve sonuç almak zorundalar. Kurumun genel ihtiyaçları ve sorunları ile çalışanların bireysel ihtiyaçları ve sorunları arasında köprü kurmak ve köprüden karşılıklı olarak güvenli geçişi sağlamak onların görevi. Bunu yaparken de güncel ve yenilikçi tüm teknoloji, sistem ve uygulamaları işlerine yansıtmak zorundalar. İlgisi olsa da olmasa da şirketlerde karşılaşılan farklı bir durum ya da sorun İK’cıların uygulamalarına bağlanabilir. Açan güneş, yağan yağmur, gök gürültüsü, fırtına onlardan sorulabilir. Çünkü kurum iklimi onların sorumluluğundadır. Zor ama bir o kadar keyifli bir iş. İK’cılar için dertlendikçe sevdanın daha da artacağı bir uğraş.

İşte tam bu nedenledir ki, son zamanlarda hava trafiği çok yoğun. İK projeleri havalarda uçuşuyor. Hangi uzmanı ya da kurumu dinleseniz İK projeleri ile ilgili içerde ve dışarda çok büyük laflar ediyor. İK uygulamalarında globalleşme, dijitalleşme, yapay zeka kullanımı, veri analitiği, esnek çalışma, teknoloji entegrasyonu, kültür ve değer çalışmaları, çeşitlilik ve benzeri kavramlardan oluşan bir yelpaze ile karşı karşıyayız. Planlamalardan, kazanımlardan, değişimden hatta dönüşümden bahsediyor herkes. Havada uçuşan ama henüz yere iniş yapmamış ya da henüz cesaret edemeyen çok fazla proje var. Ve İK’cılar maalesef değişimi kaçırmamak ve uyum sağlamak için uçağın rotası ve varış noktasının kendisine uygunluğunu ihmal ederek uçuş için son bileti bulabilmek için birbirleriyle yarışıyor. İnsanı ihmal edip İK’cıların birbirleriyle proje rekabetine girme olasılığı gerçekten korkutucu. İK’cılar proje uçaklarında uçuyor ama uçakta başka yolcu var mı bilemiyorum. Amaç uçmak mı yoksa çalışanları uçurmak mı? Çalışanların olmadığı bir uçağın ne kadar havalandığı ve nereye gittiği kimin umurunda olur. İK yükseldikçe çalışanlar irtifa kaybetmemeli. Düşünmeye, sorgulamaya ve hazmetmeye değer!

Bir de çalışanlar açısından duruma bakalım. Uçmaya ihtiyaç duyuyorlar mı, uçağa bilet almak istiyorlar mı, uçmak istiyorlar mı, kişisel rotaları ve varış noktaları belli mi, uçağa keyif almak için mi yoksa söylenmek için mi biniyorlar? Çok bilinmeyenli sorular ve cevaplar! Daha da önemlisi uçakta koltuk sayısı belli ama günümüzde herkes business uçmak istiyor, özel ilgi istiyor, uçuşun da hizmetin de mükemmel olmasını bekliyor. İK’cılar işiniz zor! Tabi uçuş konforu için sadece pilotun iyi olması ya da uçuş görevlileri tarafından verilen hizmetin iyi olması yetmez. Yan koltukta oturan çalışanın da sizin uçuş keyfinize olumlu ya da olumsuz katkısı var. Çok keyifli bir uçuşu koltuk arkadaşınızın berbat ettiğine ilişkin sayısız örnek var. Yani çalışanların da birbirlerine karşı büyük sorumlulukları var. Her çalışan en iyi hizmeti İK’dan sonuna kadar talep etmeli, en iyisini istemeli ama kendi sorumluluklarını da ihmal etmemeli. Bizim yolculuğumuzun İK’ya, yan koltuğumuzdaki yolcunun yolculuğunun da bize emanet olduğunu unutmayalım. Gerçek performansın kendi performansından ziyade çalışma arkadaşlarının performansını yükseltmek olduğunu hep söylerim. Uçuş kalitesi çalışanların da birbirlerine karşı davranışlarının sonucu ile çok yakından ilişkilidir. Bir kurumda tüm çalışanlar İK’cı olmasa da İK şapkası takmak zorundadır. Çünkü İK bir fonksiyon değil, bir süreçtir; aslında İK herkestir. Ve bu süreç ve görev herkese değer ve herkes için değer!

Pilot ya da servis kötüyse yolcular ne yapsın? Yolcuların davranışları sorunlu ise pilot ve ekibi ne yapsın? Birlikte uçmanın yolunu ve yordamını her kurum kendi içinde çözebilmeli. Anlık çözüm üreten İK projelerinden uzak durun, aldanmayın ve hatta tercih etmeyin. Kısa vadede çözülen İK sorunlarının çıktısı başka ve daha büyük bir sorunun girdisi olarak karşımıza çıkar. Tüm İK projeleri uzun solukludur, fedakârlık ve birliktelik gerektirir. Bu durumun çalışanlara çok iyi anlatılması gerekiyor. Çünkü amaç davranışlardan önce iklimi değiştirmektir, iklim değişirse davranış da değişir ve bu dört mevsimi yaşamadan olmaz. Herkesin hazırlıklı olmasını, iyi niyetli olmasını ve birlikte hareket etmesini gerektirir. İK projeleri aynen golf sporu gibidir. Topu tek seferde deliğe sokmak mümkün değil ama bilinçli ve sabırlı bir şekilde hedefe adım adım küçük kazanımlarla yaklaşmaktır gerçek başarı.

Gelin karşılıklı olarak empati yapalım! Evde çocuğumuz ile ilgili ortak serzenişlerimiz var. Ne derse yapıyoruz, her türlü fırsatı ve konforu sağlıyoruz, tüm imkânlarımızı seferber ediyoruz, ne isterse alıyoruz ama bir kez istediğini yapmadığımızda tüm yapılanları siliyor diyoruz ya! Ya İK’cılar da çalışanlar için aynı şeyi düşünüyorsa! Ya da tam tersini düşünelim ve çocuk gözüyle duruma bakalım. Çocuklarımız benim için ne aldıkları ya da ne imkân sağladıkları önemli değil ben ilgi görmek, değer görmek ve fark edilmek istiyorum diye düşünüyor ya! Ya çalışanlar da İK’cılar için aynı şeyi düşünüyorsa! Birbirimize her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız olduğu çok açık. İK’cılar için bütün beklentileri karşılamak mümkün değil ama çoğunluğa iyi hissettirmeye çalışmak mümkün olabilir. İK’cılar eleştirilmekten de sorgulanmaktan da korkmayın, üzülmeyin ve sakın vazgeçmeyin. Bu eleştiriler sizler ve çalışanlar arasında ilişkinin devam ettiğini, değer içerdiğini gösterir ve hala sizlerden beklentiler olduğunu ifade eder. Unutmayın, insanların hayatta vaz geçemediği şeylerle hesaplaşması da bitmez! Vazgeçilmezliğinizi korumaktan vazgeçmeyin ve vazgeçilmemenin önkoşulunun insandan vazgeçmemek olduğunu aklınızdan hiç çıkarmayın. Kendinizden de vazgeçmeyin. İK’cılar, başkalarının sorunların çözmekten kendi sorunlarını unutmuşlar bile. Ayrıca, onlar da çalışan ve almış oldukları her karardan kendileri de etkileniyorlar. Her çalışanın doğal ve haklı olarak hayal ettiği ve talep ettiği her şeyi onlar da hak ediyor.  

 

İK’cıların kullandığı sistemler, modeller, teknolojiler, uygulamalar ne olursa olsun fark etmez. Öncelikli olan İK’cıların sorumluluk alıp insanların mutluluğu için değil iyiliği (faydası) için proje üretmesi ve çalışmasıdır. Mutluluk kısa vadelidir, insanı yanıltabilir ve bir sonraki soruna kadardır ömrü. İyilik ise uzun vadelidir, insanı yanıltmaz ve yanlış yönlendirmez. Her iyiliğin sonu er ya da geç mutluluktur ama her mutluluk iyiliği garanti edemez. Faydasız şeylerin de insanı mutlu edebildiğini aklımızdan çıkarmayalım.

Uçuşunuz iyiliğe olsun, mutluluğa değil!

Birlikte keyifli uçuşlar!