Bir işi içsel nedenlerle yapan, yaptığı işten keyif alan ve başarılı olan bir insanın performansını daha da yükseltmek için somut ödüller taahhüt etmeyelim. İlgi duyduğu ve sevdiği için iş yapan insanı, ödül için iş yapan insana dönüştürmeyelim. Çalışırken işine dalan ve kendini unutan insanlara gölge etmeyelim başka ihsan istemez. Çünkü hiçbir dışsal ödül insanın kendine verdiği içsel ödülden daha kıymetli olamaz.
“İçimden gelmiyor”, “içim sıkıldı”, “içim rahat değil”, “içime sinmiyor”, “içim içimi yiyiyor” gibi ifadeler her bir karar ya da eylem öncesi kararsızlığımızı, rahatsızlığımızı ya da endişelerimizi göstermek için kullandığımız ifadelerdir. Mantık ve duygular arasında sıkıştığımızı, karar ve eylem öncesi referanslarımızın çok kuvvetli ya da yeterli olmadığını gösterir. Bu ruh hali ile aldığımız kararlar ya da yaptığımız işler ne bizi ne de çevremizdeki insanları tatmin eder, sorgulanmaya her zaman açıktır, iş performansımızı ve yaşam kalitemizi de olumsuz etkiler, odağımızı kaybettirir ve daha da kötüsü motivasyonumuzu düşürür. Belirsizlik ve kararsızlık içi rahatsız eder, ağzımızın tadını ve işin de keyfini kaçırır.
İş yaşamında çalışanların içinden gelmesi, iş yaparken içinin rahat olması ve yaptığı işin içine sinmesi çalışanlar, yöneticiler ve yönetim olmak üzere herkesin sorumluluk alması gereken bir durumdur. Yapılan işten keyif almanın en önemli ön koşulu çalışanlarda içsel motivasyonun yüksek olmasıdır. Motivasyonu genel olarak içsel ve dışsal olarak sınıflandırdığımızda içsel motivasyonu insanı içsel nedenlerle harekete geçiren ve sürekliliği olan güdü ya da enerji; dışsal motivasyonu ise insanı ödüllendirme ya da cezadan kaçındırma gibi gerekçelerle harekete geçiren geçici güdü ya da enerji olarak tanımlamak mümkündür. İçsel motivasyonda kişiyi içsel nedenler, dışsal motivasyonda ise dışsal araçlar harekete geçirir. Doğal olarak, içsel motivasyonun yüksek olmadığı ortamlardan sorumlu olanlar motivasyonu yüksek tutabilmek için sürekli farklı ve giderek artan dışsal araçlar/pekiştireçler bulmak zorundadır ve bu durum maalesef sürdürülebilir değildir. Ayrıca, içsel motivasyonu yüksek olan sorunu kendinde çözmeye çalışırken dışsal motivasyona sahip olan sorunun çözümünü hep dışarıda arar. İçsel motivasyonu yüksek olanların en büyük düşmanı ise performansı daha da arttırmak için verilen dışsal araçlardır. Bu durum kısa sürede içsel motivasyonu dışsallaştırmaya başlar.
İş ve yaşam performansını ve kalitesini artıran içsel motivasyonu sağlayabilmemiz için ise kişinin üç temel psikolojik ihtiyacını karşılamak zorundayız; “özerklik”, “yeterlik” ve “ait olma”. Bu üç özellik çalışanın bulunduğu ortamdan ve yaptığı işten keyif almasını sağlar ve dışsal araçlara ihtiyaç duyurmaz. Yapılan işte ya da verilen görevde inisiyatif alma ya da karar alanı ve yetkisine sahip olma “özerkliği”; yetkinlik ve becerilerin iş ya da görevle uyumunu ve gelişimini sağlamak için desteklenmek “yeterliği”; bir bütünün önemli bir parçası olarak hissettirme ise “ait olma” ihtiyaçlarını çalışanlarda güçlendir ve doğal olarak çalışanların motivasyonunu içsel yönde harekete geçirir. Bu durum, çalışanların yetkinlikleri, gelişimi ve duygularının motivasyonu içselleştirme sürecinde önceliklendirilmesinin ve doğru bir şekilde işlenmesinin önemini ortaya koymaktadır.
İşini doğru yapanlar ve beklentilerimizi karşılayanlar için “İçinden geliyor”, beklentilerimizi karşılamayanlar için ise “İşine gelmiyor” deriz. Yani suçu ve suçluyu yine dışarıda ararız. İçsel motivasyon güneş gibidir; içine doğarsa işine yansır. Yöneticiler olarak bizler çalışanlarımızın içini aydınlatalım ki işlerine yansısın. Aslında, çalışanların keyfini kaçıran ve motivasyonu kaybettiren şey işin zorluğu ya da baskısı değildir. Zorluk ve baskının adil bir şekilde paylaşılmamasıdır onları üzen. Zorluk ve baskı bile eşit paylaşıldığında keyif verir ve insanları birbirlerine yakınlaştırır. Hepimizin çok iyi bildiği gibi olumlu duygular paylaştıkça daha da artarken, olumsuz duygular paylaştıkça daha da azalır. Yeter ki adil paylaşılsın! Yeter ki işin zorluğunun kaynağı insanların zorluğu olmasın.
İşte “özerklik”, görevde “yeterlik” ve ilişkilerde “ait olma” gibi temel psikolojik ihtiyaçları karşılamak için çözüm üretmemiz gerek. Bu nedenle, insanların işini güzelleştirmek ve yaptığı işten keyif almalarını sağlamak en önemli gelişim alanımız olmalıdır. Yeter ki her bir bireyin yaptığı işi içselleştirebilmesi için DOĞRU insan, DOĞRU iş, DOĞRU hedef üçgenini DOĞRU kuralım. Bu konuda atılacak adım ve gidilecek yol kolay kolay bitmez ve zaten bitmemeli de! Unutmayalım; içi hoş olanın işi de hoş olur ve işte keyif, içte keyif ile başlar! Bu nedenle, önce içselleştirelim, sonra işselleştirelim.